Dua...

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 


  186- Ve kullarım sana Beni sorunca, şüphesiz ki Ben çok yakınım. Bana dua edince Ben, o dua edenim davetine icabet ederim. O halde onlar da Benim davetime icabet etsinler, Bana iman etsinler. Ta ki doğru yola ulaşmış olalar.
[Bakara Suresi – 186] 
  Orucun meşakkatine karşılık; sevimli, rağbete şayan, mükemmel mükâfatı ve Allah’a icabet etmenin çabukça beliren ihsanı Rabbanîsi ortaya çıkıyor… Bu mükâfat ve o bedel Allah’a yaklaşmanın ve duaların kabul olmasının neticesidir.
  “Ve kullarım sana Beni sorunca, şüphesiz ki Ben çok yakınım. Bana dua edince Ben, o dua edenim davetine icabet ederim. O halde onlar da Benim davetime icabet etsinler, Bana iman etsinler. Ta ki doğru yola ulaşmış olalar.”

  Şüphesiz ki Ben yakınım… Bana dua edenin duasına icabet ederim… Ne incelik. Ne şefkat. Ne şeffafiyet ve ne ünsiyet… Bu yakınlığın, bu ünsiyetin, bu sevimliliğin yanında orucun meşakkati, ne değer ifade eder? Âyet-i kerîmenin bütün elfazında o sevimli ve iç açıcı tabir zerafeti hakim…
  “Ve kullarım sana Beni sorunca, şüphesiz ki Ben çok yakınım. Bana dua edince Ben, o dua edenim davetine icabet ederim.” 
  “Kullarım” demek suretiyle kulları kendisine izafe ediyor. Ve bilfiil onların duasına icabet edeceğini bildiriyor. “ Onlara söyle; şüphesiz ki Ben çok yakınım” demiyor… Kendi Zat-ı Barisi bizzat dönerek kulların mücerred suallerine cevap vermek lütfunda bulunuyor… “Yakınım” diyor. “ Duayı işitirim” de demiyor. Duaya icabetle çabuk davranarak “Bana dua edince Ben, o dua edenim davetine icabet ederim.” diyor.
   Bu âyeti kerîme, hayretâmiz bir ifade hususiyetine sahiptir. Mü’min gönüllere tatlılık ve güzellik, şefkat ve ünsiyet, rıza ve itminan, bağlılık ve yakîn nurları fışkırtıyor… Mü’min, bu ihsanlarla huzur, bolluk, yakîn ve emniyet içerisinde hayatını devam ettiriyor.
  Bu sevimli ünsiyetin, şu şefkatlı kurbiyetin ve ilham verici icabetin ışığı altında Allahü Taâla kullarını emrine icabete ve imana davet ediyor. Umulur ki bu hal onları doğru yola, hidayete ve islâha sevk eder.

“O halde onlar da Benim davetime icabet etsinler, Bana iman etsinler. Ta ki doğru yola ulaşmış olalar.”   İmanın ve davete icabetin gerisinde kâr, yine kendi nefislerinedir. En büyük kârları, doğru yolu bulup hidayete ermektir. Şüphesiz ki Rabbi Zülcelâl, âlemlerden müstağnidir. İmanın ve Allah davetine icabetin neticesinde meydana gelen hidayet, hidayetin ta kendisidir. Allah’ın beşeriyet için seçtiği bu nizam, yegâne mükemmel nizamdır. Geriye kalanların hepsi cahiliyet ve beyinsizliktir.
  Aklı başında olan hiçbir kimse cahiliyet nizamına tabi olmaz. O yollar insanı hidayete götürmez. Kullar Allah’ın davetine icabet edip doğru yola girdikleri zaman, Hak Taâla’nın duaları kabul etmesi temenni edilir. Kullar da O’na etmeli ve isteklerinde acele etmemelidirler. Haddi zatında O, hakim olan takdiri ile dualara icabet etme kudretine sahip yegâne Hâliki Zülcelâldir....

[Fîzılâl-il Kur’an]

Rabbim dualarımızı kabul eylesin….Selam ve Dua ile….



Cumamız Mübarek Olsun... 
Haftaya yazım İnşallah "Dua İle  İlgili Hadisler"